GAVS-I SANİ SEYYİD ABDÜLBAKİ HAZRETLERİ (K.S.)

Seyyid Abdülbaki Hazretleri (k.s.) Seyyid Abdülhakim El-Huseyni Hazretlerinin evladıdır.

Bilvanis, Siyanüs, Taruni, Havil, Dilibey, Nurşin, Kasrik ve Gadir köylerinden soluklayarak Menzil'i mekan edinen Gavs Abdülhakim Hz.leri ve oğulları (Seyda Muhammed Raşid Hz.leri ve Seyyid Abdülbaki Hz.leri) kıyamete dek sürecek irşad faaliyeti sergilemektedirler. Peygamber soyundan gelen bu aile, Şah-ı Nakşibendi (k.s.)'ın Kasr-ı Arifan'da başlattığı irşadın ikincisini her türlü çileye rağmen, devam ettirmektedirler. Bu yüzden Menzil'e Muhammed Raşid Hz.leri (k.s.) ikinci Buhara demiştir. Gerek Gavs Abdülhakim Hazretleri, gerek Muhammed Raşid Hazretleri ve gerekse Seyyid Abdulbaki Hazretlerinin bu yerlerde Allah'ın rızasını kazanmaktan başka gayeleri olmamıştır. Rıza-ı Bari hayatlarının parçası olmuş ve bu uğurda diyar diyar gezmişler ve bu uzun yürüyüşten sonra , Menzil en son durakları olmuş. Böylece göç ve hicret hayatını yaşayarak Resulüllah'a mutabaat yaptılar.

Bu yürüyüş önce Gavs Abdülhakim Hazretleriyle köy köy gezerek başlamış Seyda Muhammed Raşid Hazretleri döneminde kalabalıklara dönüşmüş ve Seyyid Abdülbaki Hazretlerinde ise zirveye ulaşmıştır. Bu irşad halkasının içinde Şeyh Abdurrahman-ı Tahi, Şeyh Fethullah, Şeyh Muhammed Diyauddin, Şeyh Ahmed-el Haznevi gibi sadatlar sıralanmış, mekan değiştirenlerin yerine Gavs Abdülhakim Hazretleri, Seyda Muhammed Raşid Hazretleri ve Seyyid Abdülbaki Hazretleri aynı heyecanla bu yolu bugüne dek taşıyarak onların yollarını takib etmişlerdir.


Seyyid Abdülbaki Hazretleri'nin nöbeti devraldığı zat, hem kardeşi, hem yol arkadaşı, hem mürşidi Seyda Muhammed Raşid Hazretleridir. Hayattayken arkasında iki büklüm bir vaziyette büyük bir adabla peşisıra yürümesiyle dikkati çeken Seyyid Abdulbaki Hazretleri ilerisini haber verircesine nöbeti Seyda Hz.lerinden devralmıştır. Babaları Gavs Abdülhakim  Hazretleri olan bu ikili, ailenin gözbebekleridir adeta.

Seyyid Abdulbaki Hazretleri tâ çocukluk yaşlarda hastalığa yakalanmış, zayıf ve bitap düşmüştür. Malum bizim gibi zayıf insanlar için hastalık günahlara keffaret olan ilaçtır ama, büyük zatlar için makam almalarına veya bir basamak ilerisine sıçramak için verilen ilaçtır. Verem hastalığına yakalanmış, ama hasta haliyle Siirt'e, oradan da Van'a okumaya gitmeyi ihmal etmemiştir. O zamanları medrese talebeliğinin yanısıra , tevbe de veriyordu. Bir yandan hastalık, bir yandan talebelik ve bir yandan da Gavs Abdülhakim Hazretlerinin emri doğrultusunda irşada yardımcı olmasıyla alametlerini tâ o günlerde belli etmesi büyüklüğüne işarettir.

Gavs Abdülhakim Hazretleri Seyyid Abdülbaki Hazretlerini  Van'a gönderdi. Van'da kısa zamanda irşad halkası genişledi ve çoğaldı. Kötü hallerini bırakan halkaya dahil oluyordu. Tabii bu arada rahatsız olanlar muhalefet etmeye başladılar. İstemeyenler ve çekemeyenler oldu. Münkirler boş durmadılar, hemen şikayet ettiler. İki-üç gün tevkif edildikten sonra Seyyid Abdulbaki Hz.lerini genç yaşta 30 gün süreyle tutukladılar. Molla Ahmed bu durumu Gavs Abdülhakim  Hazretlerine açıklamaya çekinip, rahatsızlık duyacağını hesap ederek önce tereddüt eder ve nihayet Seyyid Sıtkı'ya söyler. Zaten Seyyid Abdülbaki Hazretleri hastaydı. Bir de hapishane hayatı eklenince, bütün bunları Gavs Abdülhakim Hazretleri işitirse ne yapar düşüncesiyle Molla Ahmed'in anlattıklarını dayıları açıklar. Dayıları Seyyid Sıtkı diyor ki:

"Ben Gavs Abdülhakim Hazretlerine söyleyince, Gavs Hazretleri öyle oldu ki, öyle ferahlandı ki, inanın çiçek gibi açıldı. Öyle tebessümle bana dedi ki:

-Ondan büyük nimet ne var? Allah'a şükredelim. İmam-ı Rabbani, Şah-ı Nakşibendi, Abdulkadir Geylani, Şah-ı Hazne hepsi içerde mahpus kaldı. Onlara mutabaatı oldu. Bazıları hata yapıyor, suç işliyor, tevkif ediliyor ve ceza altına giriyor. Bu Allah'ın yolunda tevkif edilmiş ve nezaret altına alınmış ne kadar büyük nimettir. Ne kadar şükretsek azdır."

O yörenin insanlarının kötü işleri bırakıp, yola gelmesinden rahatsızlık duyanlar yüzbaşıya şikayet ediyorlar, o da huduttaki yüzbaşıya bildiriyor, derken yirmibeş muhtardan imza toplayarak gözaltına alıyorlar.

30 günden sonra serbest bırakıyorlar. Gerçi şikayet edenlerin ekserisi hakikati görünce pişmanlık duymuşlar ve yola girmişlerdir. Baktılar ki ne kadar çile çekiyorsa bu zat, o kadar Allah (C.C.) daha fazla veriyor. Bu durumu idrak edenler hemen diz çöküp halkaya dahil oluyorlardı. 30 günden sonra Menzil'e geliyorlar, daha sonraları tekrar okumak için gidip geliyorlardı. Allah dostlarının hepsi çile çekmiş, eziyet onlar için lezzet ve tat olmuştur. Seyyid Abdulbaki Hz.lerinin terbiyesinde başta Gavs Abdülhakim Hazretlerinin ve Molla Derviş gibi Hocaların katkısı büyüktür. Seyda Muhammed Raşid Hazretleri, Gavs Abdülhakim  Hazretlerinin emrinde nasıldı; Seyyid Abdülbaki belki iki-üç misli daha fazla Seyda Muhammed Raşid (k.s.)'ın emrindeydi. Seyda Muhammed Raşid  Hazretleri ile Seyydi Abdülbaki Hazretleri ağabey-kardeş ilişkisinin ötesinde can yoldaş idiler. Seyyid Abdulbaki Hz.leri Gavs (k.s.)'ın döneminde bile Seyda Muhammed Raşid Hazretlerinin karşısında sanki ölü ve cansız gibiydi, yani teslimiyet çoktu. Zaten Seyyid Abdülbaki Hazretlerinin bu halleri , onun ileride Seyda Muhammed Raşid Hazretlerinden sonra büyük bir zat olacağını haber veriyordu. Adabı ve halleri "Seyda Muhammed Raşid  Hazretlerine layık olmaya çalışacağım" mesajını ortaya koyuyordu. Nitekim de Seyda Muhammed Raşid Hazretleri bu dünyadan göç ettikten sonra irşad daha da kat kat arttı.

Seyyid Abdulbaki Hazretleri hastalık çektiği için genç yaşlarda çok zayıf ve ince yapılıydı.  Ankara'ya gitti, o hastalık geçti, dönüşte kilo almaya başladı. Böylece o zayıflık da üzerinden alınmış yerine heybet hakim olmuştu. Hem de öyle bir heybet ki, sima olarak artık babası Gavs Abdülhakim Hazretlerine benziyordu. Gerçekten de, Gavs'ı görenler yüzcek benzediğini söylüyorlar. Hastalık, hapis, eziyetler derken sabır yürüyüşünü Seyda Hazretlerinin arkasında adapla yapıyordu. Seyda Hazretlerinin halifelik öncesi ve sonrası emrinden çıkmayan birisi varsa o da Seyyid Abdulbaki Hazretleri idi. Hayatında iki şeyi mukaddes biliyordu: birisi Gavs Abdülhakim Hazretleri ve Seyda Hazretlerileri, diğeri ise Kur'an ve hadis...

Gavs Abdülhakim  Hazretlerine de öyle candan ve aşktan bağlıydı ki, O'nun dar-ı bekâya irtihali Seyyid Abdulbaki (k.s.)'ın iç dünyasında fırtına estirmiş, adeta şok hali yaşamasına sebep olmuştu. Öyle bir şok ki beraber yaşadıkları Seyda Muhammed Raşid Hazretlerini bile bir an unuttururcasına, 21 gün biat etmemiş Gavs Hazretlerinin merkadına günlerce yüz sürmüş ve onu kaybetmenin hüznünü yaşamıştı. Tabii bu şoktan çıkmama hali Seyda Hazretlerine beyatını  geciktirmesine sebep olmuştu. Seyyid Abdulbaki Hazretlerinin bu haline itiraz edenler olmuş ama , o bütün bunlara aldırış etmeden Gavs (k.s.)'ın merkadına yapışmıştı.

Yine birgün Seyyid Abdulbaki Hazretleri Gavs (k.s.)'ın merkadında iken, Seyda Hazretleri de merkadda Kur'an okuyordu. İşte o sıra ne olduysa orda oldu ve Seyda Hazretleri:

"Abdulbaki otur..." dedi ve beyatı o anda gerçekleşti. Hatta, maneviyatta Gavs'ın (k.s.) Seyda Hazretlerine üç sefer:

"- Raşid, S. Abdulbaki'ye dikkat et. Onu sana teslim ettim" dediği rivayet ediliyor. Böylece, Seyda Hazretleri bu ikaz karşısında Seyyid Abdulbaki (k.s.)'ına "otur" diyerek emaneti veriyor. Kelimenin tam anlamıyla bu emanet Seyyid Abdulbaki'ye (k.s.) verilen en büyük hediyeydi. Artık o şok hali üzerinden kalkıyor, yeni bir hayata başlamanın sevinci üzerini kaplıyordu. Gavs (k.s.) zamanındaki beraberlik eskisinden daha da çok koyulaşarak Mürşid-Halife ilişkisine dönüşüyordu.

Seyda Hazretleri, Molla Abdulbaki ile beraber Seyyid abdülbaji Hazretlerinin halifelik icazetini bir perşembe akşamı verdi. Seyda Hz.lerinin sofileri Menzil'e ziyarete gittiğinde hep onu Seyda Hazretlerinin arkasında iki büklüm gördü ve hafızalarımızda hep o hali kaldı. Ayrıca Seyyid Abdulbaki Hazretleri sırt ağrılarından dolayı Seyda Hazretlerinin emriyle ameliyat oldu.

Seyda Hazretleri de dar-ı bekâya irtihal edince bütün yük Seyyid Abdulbaki Hazretlerinin omuzlarına binmiştir.

Şimdi Menzil'in işleri daha da yoğunlaşmıştır. Bir yandan camii inşaatı, diğer yandan merkad inşaatı ve diğerleri bunun en büyük göstergesidir. Menzil artık gelen misafirleri maddeten kaldıramadığı için, Seyyid Abdulbaki Hazretleri büyük çapta inşaat ve imar faaliyetlerini başlatarak, Gavs (k.s.) ve Seyda (k.s.)'ın bıraktığı temelleri daha da genişletmişlerdir.

Önce Türki Cumhuriyet'lere yönelik bir seyahatı başlatırlar. Bu yolculuktan sonra umre hazırlığına koyulur. Türki Ülkeler ve Umre yolculuğu derken, Menzil'e döner dönmez merkad ve camii inşaatını gerçekleştirir. Sene içinde de Afyon'u ve Pursaklar'ı ziyaret ederek hem irşad hem de mutabaat yaparlar.

Bu dönemde şeritle (iple) tevbe verme metodunun görülmesi bu dönemin ağırlık ve yoğunluğunun en belirgin özelliğini ortaya koyması bakımından mühimdir. O kadar yük artmıştı ki, Allah'ın rahmeti ve kudreti olmasa hiç bir insanın bu yükü taşıması mümkün değildir. Bütün bu eziyetleri Allah için çekiyorlar. Her türlü insanın nefes kokusuna normal bir insan, değil bir gün, bir saat bile dayanamaz. Öyle oluyor ki, camii tıklım tıklım, üstüste secde ediliyor, nefessizlikten dayanılmaz hale geliyor. Böyle olduğu halde, hem camii inşaatı, hem Menzil'in işleri, hem sırt ağrıları, hem de irşad faaliyetlerini bıkmadan usanmadan, aralıksız bir şekilde yürütüyorlar. Fakat, Allah-ü Teala ona göre kuvvet vermiş. Allah'ın muhabbeti olmazsa ve sadatların muhabbeti olmazsa bütün bu işlerin yapılması imkânsızdır.

Bel ağrılarına rağmen yine de irşaddan geri kalmıyor, devamlı sofilerin hizmetinde. Rahatsızlığını bile hiçbir zaman dile vurmaktan haya edinen bir mizacı var. Hastalığını soranlara, sıkılgan bir vaziyette anlatmaktan imtina ediyor, ancak ve ancak sırtını çeviremediğini görerek anlaşılıyor. Dikkatle bakıldığında kendini ve sırtını çeviremediği gözlerden kaçmıyor. Bunlara rağmen irşad faaliyetlerine yılmadan usanmadan ve sorumluluk duygusuyla devam ediyorlar. Bu vazifeyi madem yapacaksan, tam yapacaksın şuuruyla hareket ediyor. Allah (C.C.) ecirlerini artırıyor.

Seyyid Abdulbaki Hazretleri denilince ilk evvela âdâb akla geliyor. Gavs (k.s.)'ın Şah-ı Hazne'ye bağlılığı ve Seyda Hazretlerinin Gavs'a teslimiyeti, Seyyid Abdulbaki (k.s.)'ında zirveye çıkarak âdâba dönüşmüştür. Diğer halifelerde de var ama, Seyyid Abdulbaki'de tarif edilmez bir şekilde bambaşka...

Seyda Hazretlerinin ardından merkadı ve camiiyi yapması, evlere ve çeşmelere el atması gibi faaliyetlerine de akıl sır ermiyor. Yani tasarrufatına akıl ermiyor ve çok hızlı başladı. Tabii hep Allah'tan geliyor. Bu dönemde çorba daha da fazla kaynıyor, ekmek daha çok çıkıyor, tabiri caizse on misli oldu.

İşte bu yoğun faaliyetinde Seyyid Abdulbaki Hazretlerinin dilinden sohbet bile işitemez olduk. Zaten fırsat yok. Sohbet ederse, tevbe veremez ve irşadın aksamasına yol açar. O bakımdan hiç boş durmuyor, o yüzden sohbete sıra gelmiyor. Seyda Hazretleri Gavs'tan (k.s.) sonra yaklaşık iki sene çok sohbet etti, sonradan birdenbire bıraktı. Vefatına yakın veda niteliğinde sohbetleri oldu o kadar. Fakat, Seyyid Abdulbaki Hazretleri irşadı devraldıktan sonra sohbet etmemesi, yukarıda işaret ettiğimiz hususlardan kaynaklanmaktadır. Bu dönemde amel, zikir ve akıl ön planda. Muhabbetten ziyade çalışmak, bu dönemin en belirgin özelliği.

GAVS-I SANİ SEYYİD ABDÜLBAKİ HAZRETLERİ İLE İLGİLİ BİR MENKIBE :

Gavs Abdülhakim .hazretleri şeyhi Ahmed El-Haznevi Hazretlerini ziyarete Hazne şehrine gider. Birgün Ahmed El-Haznevi Hazretleri orda bir seydimize sorar:

-Bu Abdülhakim'in kaç oğlu var.

-3 tane efendim.

-İsimleri nedir?

- Muhammed Nurani, Muhammed Raşid, Abdülbaki.

Bunun üzerine Ahmed El-Haznevi Hazretleri ozamandan şu müjdeyi verir:

Muhammed Nurani şeyh olacak.

Muhammed Raşid'in cemaati çok olacak.

Alem Abdülbaki zamanında irşad nasıl yapılır görsün.

Mübareğin buyurduğu gibi bu 3 müjdede gerçekleşmiştir. Şu anda sayısı binler, onbinler hatta yüzbinlerle ifade edilecek şekilde Menzil'e Gavs-ı Sani Seyyid Abdülbaki Hazretlerinin huzuruna insanlar akın akın gitmekte ve O Mübareğin elinden tutarak yapacağı tevbeye hazret'i şahit etmektedir.

Kal (dil) ile değil hal ile Allah'ı ve Rasulunü anlatmakta, insanlara Allah'ı ve Rasulünü sevdirmeye vesile olmaktadır. Allahuteala makamlarını yüce eylesin....


Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !