"İNABE"- GÜNAHLARINDAN PİŞMAN OLUP HAKK'A YÖNELME KAPISI...BU KAPIDAN KOL VE KANAT KIRILMADAN GEÇİLMEZ. ETİ ZEHİR, BALI ZEHİR, YAĞI ZEHİR BU DÜNYADA, BÜTÜN FANİ LEZZETLERE DARILMADAN GEÇİLMEZ. GEÇİTLERİN, KİLİTLERİN YALNIZ O'NDADIR ŞİFRESİ; İŞTE O ETEĞE SARILMADAN GEÇİLMEZ




SON YAZILAR

KATEGORİLER








Add to Google Add to Google
EYVALLAH NE DEMEKTİR

“Eyvallah” kelimesini iyi hissedip onu anlayabilirsek eğer bu kelimenin içinde muhabbetle birlikte gelen bir teslimiyetin olduğunu göreceğiz. Zorla yada mecburiyetten değil aşıkın maşukuna olan muhabbetinden kaynaklanan bir teslimiyettir bu. Bu türlü bir teslimiyet ikilik oluşmasını önlerken, bu muhabbet olmazsa her muhatap kalınan emrinde o bir sen olmuş olur ki, kişi bu durumda ibadet ederken ikilikten kurtulamaz. Halbuki muhabbetle teslimiyet gerçek birliği sağlar.

Eyvallah kelime manasıyla incelenecek olursa :

 ‘Ey’ veya ‘-iy’, ‘evet, tabii’ gibi anlamlara gelir.

Burdaki gibi vav’la beraber kullanıldığında ise ‘aynen öyle, tastamam’ gibi manaları içine almaktadır.


İkinci kelime olan “Allah” ki daha çok lafzatullah şeklinde ifade edilir. Rabbimizin esma-ül hüsna'sı arasında Allah lafzının yeri çok ama çok farklıdır. Çünkü ‘Zât-ı Ehadiyyet’in kendisini tesmiye ettiği isimdir.

Bu lafız gramer yapısı ve kelami açıdan incelendiği zaman görülecektir ki  eşi benzeri olamayan bir kelime olarak kalmayıp, ayrıca ikiliği ve çoğulluğu kabul etmeyen bir yapıya sahip olduğu ortaya çıkacaktır.

Eyvallah kelimesinin içinde geçen Allah kelamı bu kelimenin alelade veya sıradan bir kelime olmadığını göstermekle beraber önüne gelen her yerde saygısızca kullanılmaması gerektiğinide vurgulamaktadır.

“Eyvallah”ın Tasavvuftaki ıstılâhî manasına bakacak olursak : ‘Hakla kabul ettik, haktandır’ manasını ihtiva ettiğinden eyvallah, sufîyyede hemen hemen her halde zikredilir, bir virddir adeta. “


Eyvallah tasavvufta teslimiyetin zirveye çıktığı noktadır. Hani Yunus'un muhteşem bir sözü vardır ya :

Verirsin celalinden cefa, cemailnden vefa
İkiside cana sefa, lütfunda hoş kahrında...

Tasavvuf terbiyesine girip seyr-i sülük yolunda ilerleyen bir müridin artık herşeyi Hak'tan bilip sefayada, cefayada hoş gözle bakmasıdır Eyvallah.

Eyvallah : Dilin degil, kalbin zikridir. Eyvallah, her gördüğün gariplige Allah Allah diye şaşırmayı bırakmış kişinin, Allah'ın takdirine boyun büküp teslimiyetini ifade etmek için söyledigi kelamdır.


“Eyvallah” kelimesinin kalbine inip onu anlayabilirsek eğer bu kelimenin içinde muhabbetle birlikte gelen bir teslimiyetin olduğunu göreceğiz. Zorla yada mecburiyetten değil aşıkın maşukuna olan muhabbetinden kaynaklanan bir teslimiyettir bu. Bu türlü bir teslimiyet ikilik oluşmasını önlerken, bu muhabbet olmazsa her muhatap kalınan emrinde o bir sen olmuş olur ki, kişi bu durumda ibadet ederken ikilikten kurtulamaz. Halbuki muhabbetle teslimiyet gerçek birliği sağlar.

İşte "Eyvallah" muhabbetle gelen teslimiyetin ve teslimiyetle oluşan vahdaniyetin emaresidir.

Eyvallah'ı kendine şiar edinen bir kişi "kün indennasi ferden minennas" yani "İnsanlar içinden bir insan ol" düsturunu kendine yerleştiriken Allah'ın inayetiyle halkın içerisinde Hak'la birlikte olmayı bilir. Çünkü onun virdi eyvallah olmuş herşeyin Hak'tan geldiğine taklidi değil tahkiki iman etmiştir. Bu vird kişiyi hem gafletten hem delaletten hemde şahsi menfaatlerden oluşan hırs ve kavgadan uzak tutar. Benlik ve enaniyet zırhını çıkarıp tevazu ve mahfiyet perdesine bürünür.

Sofilerin güzel bir sözü vardır: "Kişi böyle bir hakikat rehberine ulaşırsa, Eyvallah'a iyi tutunmalıdır".

Bu konuyla ilgili sanırım vereceğimiz şu misal çok açıklayacı olacaktır :

Tasavvuf'ta 4 kapı vardır

1- Şeriat Kapısı
2- Tarikat Kapısı
3- Marifet Kapısı
4- Hakikat Kapısı

Öğreti olarak bu kapılar birer birer geçilerek Hakikate ulaşılır.

Öğrencilerinden biri Mevlana'ya sormuş;

"Efendim bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum.

Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?"

"Şimdi bak karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş.

-Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at sonra gel sana anlatayım."

Öğrenci gitmiş birincinin ensesine bir tokat aşketmiş.

Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir tokatla Mevlana'nın öğrencisini yere yıkmış.

Öğrenci dayağı yemiş geri dönecek ama hocasına itaat var.

Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat aşketmiş. O da derhal ayağa kalkıp elini kaldırmış. Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş.

Öğrenci devam etmiş üçüncüye de bir tokat atmış. Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş.

Dördüncü tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına devam etmiş.

Öğrenci Mevlana'ya dönmüş olanları anlatmış.

Mevlana; "İşte sana istediğin örnekler....

- Birinci şeriat kapısını geçememiş biri idi.  Şeriatta kısasa kısas olduğu için tokadı yiyince kalktı aynısını sana iade etti.

- İkinci tarikat kapısındadır . Tokadı yiyince o da kalktı tam tokadı iade edecekti ki tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi.  "Sana kötülük yapana bile iyilik yap". Onun için döndü oturdu.

- Üçüncü marifet kapısına kadar gelmiştir. İyinin ve kötünün tek Yaradandan geldiğini bilir inanır.  Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir dönüp baktı.

- Dördüncü hakikat kapısını da geçmiştir. İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir.  Onun için dönüp bakmadı bile... 
 
İşte o Hakikat kapısının anahtarı Eyvallah demekle olur. Eyvallah diyen öyle bir hakikate ererki yaratılış gayesinin zirvesine çıkar.

İşte bu mübarek Zat (Mevlana)'ın oğlu Sultan Velid  şöyle demiştir:


“Bize ne irs-ı peder, ne servet ü ne cah kalmıştır,
Şuûr-ı hikmete karşı bir eyvallah kalmıştır”

(Bizlere babamızdan maddi bir miras, büyük bir servet ve makam kalmadı. Bizlere kalan (bunlardan çok daha kıymetli, bizleri evvelkilerin mevkiine erdiren) Hakk’ın hikmet tecellilerini eyvallahla karşılama hali kalmıştır.)


Yorum ( 1 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti



<======ANASAYFAYA DÖNÜŞ